5 Ağustos 2007 Pazar

the TRUMAN show

(Dikkat! Filmi izlemediyseniz bol miktarda spoiler icerir.)

En sevdigim filmdir Truman Show. Sevgimin nedeni, bir sinema filminin insanin hayata bakis acisini degistirebilmesinde yatiyor sanirim. Oyleki, hayatimda Truman Show'dan once ve sonra diye kesin bir ayrim vardir. Seneler once izledigimde, filmden sonra etrafimdaki herseyi farkli bir gozle gormeye baslamistim, hala da oyle... Cunku, ciddi ciddi icinde yasadigimiz dunyanin mantiginin filmdeki ile ayni oldugunu dusunuyorum;
“In the beginning there is the script / Baslangicta senaryo vardi!” (*)
Dunya sanki biz icinde yasamaya baslamadan once yaratilmis ve adeta bizim kullanmamiz, kesfetmemiz ve yasamimizi devam ettirebilmemiz icin dizayn edilmis gibidir. Bir bakima icinde yasayacagimiz yani rol yapacagimiz studyo, biz oyuncular oynamaya baslamadan once olusturulmustur. Studyo gibi oynayacagimiz senaryo da biz oyunculardan once yazilmistir. En genel anlami bu senaryo, dogum-yasam-olum olarak belirlenmistir. Biz oyunculara ise, sadece bu senaryoda yazilmis olan rolleri oynamak kaliyor. Rolun ne oldugunun onemi yoktur. Zaten verilen rolu kendimizde secemeyiz. Dunyaya erkek ya da kadin, yetekli ya da yeteneksiz, gibi kendi mudahelemiz disinda olan ozelliklerle geliriz. Onemli olan ise, bize verilen bu rolu nasil oynadigimiz yani yasami nasil icra ettigimizdir. Yalniz, oyuncular yani bizler konusunda kararsiz kaldigim bir nokta var. Filmdeki gibi etrafimdaki herkes, benim icin yaratilmis oyuncular mi? yoksa herkese belirli roller verilmis ve bu rollerden habersiz birbirimizin dunyasina etki eden oyuncular miyiz? Bu ayrim konusunda kararsizim. Eger ilk secenek dogruysa, hepinizi oyunculuklarinizdan dolayi takdir ediyorum ;)Birde Truman gibi yasamdayken bazi cevaplari bulabilmek bizim icin pek mumkun gorunmuyor. Truman’in final sahnesinde ufka vardiginda actigi kapi bizim icin olumle yani kendi filmimizin sonu ile mumkun olabilecektir.



Kisacasi, “Life is a dream we are dreaming” (**)

Izlemediyseniz en kisa zamanda, hatta hemen izlemenizi tavsiye ederim.
Bu arada Oscar Toreni’nde gorusmek uzere ;)


(*)The Constitution of the European Scriptwriters’ Charter begins with this sentence.
(**)The Mask Of Zorro / Soundtrack / I want to spend my life time Loving you lyrics

the TRUMAN show

(Dikkat! Filmi izlemediyseniz bol miktarda spoiler icerir.)

En sevdigim filmdir Truman Show. Sevgimin nedeni, bir sinema filminin insanin hayata bakis acisini degistirebilmesinde yatiyor sanirim. Oyleki, hayatimda Truman Show'dan once ve sonra diye kesin bir ayrim vardir. Seneler once izledigimde, filmden sonra etrafimdaki herseyi farkli bir gozle gormeye baslamistim, hala da oyle... Cunku, ciddi ciddi icinde yasadigimiz dunyanin mantiginin filmdeki ile ayni oldugunu dusunuyorum;
“In the beginning there is the script / Baslangicta senaryo vardi!” (*)
Dunya sanki biz icinde yasamaya baslamadan once yaratilmis ve adeta bizim kullanmamiz, kesfetmemiz ve yasamimizi devam ettirebilmemiz icin dizayn edilmis gibidir. Bir bakima icinde yasayacagimiz yani rol yapacagimiz studyo, biz oyuncular oynamaya baslamadan once olusturulmustur. Studyo gibi oynayacagimiz senaryo da biz oyunculardan once yazilmistir. En genel anlami bu senaryo, dogum-yasam-olum olarak belirlenmistir. Biz oyunculara ise, sadece bu senaryoda yazilmis olan rolleri oynamak kaliyor. Rolun ne oldugunun onemi yoktur. Zaten verilen rolu kendimizde secemeyiz. Dunyaya erkek ya da kadin, yetekli ya da yeteneksiz, gibi kendi mudahelemiz disinda olan ozelliklerle geliriz. Onemli olan ise, bize verilen bu rolu nasil oynadigimiz yani yasami nasil icra ettigimizdir. Yalniz, oyuncular yani bizler konusunda kararsiz kaldigim bir nokta var. Filmdeki gibi etrafimdaki herkes, benim icin yaratilmis oyuncular mi? yoksa herkese belirli roller verilmis ve bu rollerden habersiz birbirimizin dunyasina etki eden oyuncular miyiz? Bu ayrim konusunda kararsizim. Eger ilk secenek dogruysa, hepinizi oyunculuklarinizdan dolayi takdir ediyorum ;)Birde Truman gibi yasamdayken bazi cevaplari bulabilmek bizim icin pek mumkun gorunmuyor. Truman’in final sahnesinde ufka vardiginda actigi kapi bizim icin olumle yani kendi filmimizin sonu ile mumkun olabilecektir.



Kisacasi, “Life is a dream we are dreaming” (**)

Izlemediyseniz en kisa zamanda, hatta hemen izlemenizi tavsiye ederim.
Bu arada Oscar Toreni’nde gorusmek uzere ;)


(*)The Constitution of the European Scriptwriters’ Charter begins with this sentence.
(**)The Mask Of Zorro / Soundtrack / I want to spend my life time Loving you lyrics

Kudsi Erguner Esemble - 27.11.2006

Kudsi Erguner (Ney)
Derya Türkan (Kemençe)
Hakan Güngör (Kanun)
Alper Uzkur (Tanbur)
Renaud Garcia Fons (Kontrabas)
Pierre Rigopoulos (Vurma Calgilar)

Gectigimiz Pazartesi gunu neyzen Kudsi Erguner'in Cemal Resit Rey'deki konserine gittim. Basta daha once ney konserine gitmedigim icin, begenip begenmeyecegimi kestiremiyordum. Konser, her enstrumanin tek tek calinmasi ile basladi. Bu baslangic sanki her enstrumanin bir nevi kendini tanitmasi gibiydi. Tanbur, klasik kemence, ney ve kanun'un birbiri ile uyumlari harikaydi. Kontrabas ve vurmali calgilar ile de bu uyum desteklenmisti. Iclerinde beni en cok etkileyen ise, kanun oldu. Calindigi anda sanki zaman duruyordu...
Sonuc olarak, gayet dinlendirici ve huzur dolu bir gece gecirmis oldum. Toplamda dokuz kisiydik, konser cikisinda hepimiz de memnunduk. Birde herkesin ortak oldugu bir baska detay, calinan muziklerin Calikusu'ndaki muziklerle benzemesiydi ;)
27.11.2006 / CRR / Taksim

Kudsi Erguner Esemble - 27.11.2006

Kudsi Erguner (Ney)
Derya Türkan (Kemençe)
Hakan Güngör (Kanun)
Alper Uzkur (Tanbur)
Renaud Garcia Fons (Kontrabas)
Pierre Rigopoulos (Vurma Calgilar)

Gectigimiz Pazartesi gunu neyzen Kudsi Erguner'in Cemal Resit Rey'deki konserine gittim. Basta daha once ney konserine gitmedigim icin, begenip begenmeyecegimi kestiremiyordum. Konser, her enstrumanin tek tek calinmasi ile basladi. Bu baslangic sanki her enstrumanin bir nevi kendini tanitmasi gibiydi. Tanbur, klasik kemence, ney ve kanun'un birbiri ile uyumlari harikaydi. Kontrabas ve vurmali calgilar ile de bu uyum desteklenmisti. Iclerinde beni en cok etkileyen ise, kanun oldu. Calindigi anda sanki zaman duruyordu...
Sonuc olarak, gayet dinlendirici ve huzur dolu bir gece gecirmis oldum. Toplamda dokuz kisiydik, konser cikisinda hepimiz de memnunduk. Birde herkesin ortak oldugu bir baska detay, calinan muziklerin Calikusu'ndaki muziklerle benzemesiydi ;)
27.11.2006 / CRR / Taksim

Sari Kopegin Yuvasi

SARI KOPEGIN YUVASI
DIE HOHLE DES GELBEN
THE CAVE OF THE YELLOW DOG

Bu sene Filmekimi kapsaminda izleyebildigim tek film, “Sari Kopegin Yuvasi” oldu. Gocebe bir Mogol ailesinin gunluk yasamina taniklik edebildigimiz ve bu sayede sehir ile koy yasami arasindaki farkliliklarin muhakemesini yapabildigimiz esine az rastlanir filmlerden biri.

Filmin boyunca, koy hayatinin sehir hayatina kiyasla ne kadar basit oldugunu, adeta insanoglunun sehirlesme adina kendini bilerek bir kaosa surukledigini dusunup durdum. Koyde hersey cok basit (cok basitten kastım daha az karmasik) Sabah kalkarsiniz, surunuzu otlatirsiniz, hayvanlari sagarsiniz, yemek yaparsiniz, bulasik yikarsiniz, cocuklarla ilgilenirsiniz ve gun biter. Yarin yine benzer bir gun olacaktir. Sorunlar yok mu? Var tabi. Surunuze musallat olan kurtlar, kotu hava kosullari vb. gibi. Ama bu sorunlar, hergun gazete ve haberlerde karsilastigimiz ve insanlari cinayete, intihar vs. ye surukleyecek kadar buyuk boyutlu sorunlar degil bana gore...
Ayrica, film boyunca oyuncularin ne kadar gercekci rol yaptiklarini da dusundum durdum. Sanki o aile gercek yasamda orada yasiyormus hissi tum film boyunca devam etti. Hislerimde yanilmamisim. Filmin sonunda oyuncularin ismi akmaya basladi;
Babbayar Batchuluun,
Nansal Batchuluun,
Nansalmaa Batchuluun...
Kisacasi, Batchuluun ailesi.
Bir nevi belgesel turunde olan bu filmde, gercek bir aileye rol vermisler... Dunyaya farkli bir bakis acisindan bakmak icin, Turkiye'de gosterime girmeyeceği kesin olan bu filmi temin edip, izlemenizi tavsiye ederim.
Tarih : 15/10/2006
Yer : Emek Sineması / Filmekimi-2006

Sari Kopegin Yuvasi

SARI KOPEGIN YUVASI
DIE HOHLE DES GELBEN
THE CAVE OF THE YELLOW DOG

Bu sene Filmekimi kapsaminda izleyebildigim tek film, “Sari Kopegin Yuvasi” oldu. Gocebe bir Mogol ailesinin gunluk yasamina taniklik edebildigimiz ve bu sayede sehir ile koy yasami arasindaki farkliliklarin muhakemesini yapabildigimiz esine az rastlanir filmlerden biri.

Filmin boyunca, koy hayatinin sehir hayatina kiyasla ne kadar basit oldugunu, adeta insanoglunun sehirlesme adina kendini bilerek bir kaosa surukledigini dusunup durdum. Koyde hersey cok basit (cok basitten kastım daha az karmasik) Sabah kalkarsiniz, surunuzu otlatirsiniz, hayvanlari sagarsiniz, yemek yaparsiniz, bulasik yikarsiniz, cocuklarla ilgilenirsiniz ve gun biter. Yarin yine benzer bir gun olacaktir. Sorunlar yok mu? Var tabi. Surunuze musallat olan kurtlar, kotu hava kosullari vb. gibi. Ama bu sorunlar, hergun gazete ve haberlerde karsilastigimiz ve insanlari cinayete, intihar vs. ye surukleyecek kadar buyuk boyutlu sorunlar degil bana gore...
Ayrica, film boyunca oyuncularin ne kadar gercekci rol yaptiklarini da dusundum durdum. Sanki o aile gercek yasamda orada yasiyormus hissi tum film boyunca devam etti. Hislerimde yanilmamisim. Filmin sonunda oyuncularin ismi akmaya basladi;
Babbayar Batchuluun,
Nansal Batchuluun,
Nansalmaa Batchuluun...
Kisacasi, Batchuluun ailesi.
Bir nevi belgesel turunde olan bu filmde, gercek bir aileye rol vermisler... Dunyaya farkli bir bakis acisindan bakmak icin, Turkiye'de gosterime girmeyeceği kesin olan bu filmi temin edip, izlemenizi tavsiye ederim.
Tarih : 15/10/2006
Yer : Emek Sineması / Filmekimi-2006

Wrong Turn

Dun gece yarisi izledim. Bekledigimden daha iyi ciktigini soyleyebilirim. Yani imdb puani 5.8 olan bu filmin, benim icin puani 7/10.Oyuncularda, Buffy'den tanidigimiz Eliza Dushku (Faith), ilk olarak Hideaway filmi ile izleyip, sevdigim Jeremy Sisto ve Ghost Ship ve The Hole filmlerinde izledigim, Desmond Harrington (gerci filmi izlerken, "ben bunu bir yerden taniyorum ama nerden?" deyip durdum. sonra baktim ki daha once iki filmini izlemisim) vardi.84 dakikalik kisa ama gerilim dolu bir film, tavsiye ederim.
*Bundan sonrasi spoiler icerir*
Aslinda film klasik ormanda vs. de kaybolan bir grup gencin yavas yavas nasil öldüğünü gösteren ve basrol oyuncusunun kotu karakteri alt etmesi ile son bulan filmlerden biri. Filmi benim gozumde basarili yapan ilk neden, filmin genel atmosferiydi. Mutasyona ugramis insanlar, bu insanlarin kullandigi hurda kamyonet, zamanla olusmus araba mezarligi, yasadiklari ev ve tabiki orman. Hepsi bir arada uyum icinde kullanilarak kasvetli bir ortam yaratilmis. Ikinci neden ise, sahnelerin gercekciligiydi. Mesela, evde ve kulede kapana kisilma sahnelerinde yasadiklari caresizligi gercekten hissediyor ve geriliyorsunuz.
08/10/2006